Bize Ulaşın

,

Canon 5D Mark II’ nin yarattığı video devrimi, DSLR’ ların amatör ve yarı profesyonel çekimlerde rahatlıkla kullanılabilir hale gelmesini sağladı. Böylece amatörler, hem bir DSLR kamera, hem de video kamera almaktan kurtuldular. Ancak, ilk bakışta elde ettiğiniz video kalitesi etkileyici olmasına rağmen, mevcut DSLR makinalar, birçok koşulda ideal partnerler değiller.

Nedenler basit: herşeyden önce, bir DSLR, video çekmek için ergonomik değil.

Çoğunda, “rolling shutter” dediğimiz problem var (daha doğrusu, perdenin saniye başına düşen kare sayısında, tam açılıp kapanmak yerine, kısmi açık kalmasına rolling shutter denir; ancak bu durumdan kaynaklanan kusurlara rolling shutter demek adet olmuştur, yanlış bir kullanım olduğu halde). Bildiğiniz üzere, filmli bir kamera, aslında her bir karenin tam fotoğrafını çeker. Örneğin, saniyede 24 kare çeken 35mm filmli bir kamera kullanıyorsanız, elinizde 1 saniyelik görüntü için çekilmiş 24 adet fotoğraf bulunur. Dijital makinalar ise böyle çalışmaz: görüntüyü satır satır tarayıp kaydederler.

kiralikkamera.com.tr

kameralarda, rolling shutter etkisi genelde tamamen bertaraf edilemez; ancak etkisi azaltılır. Şu ana kadar bildiğimiz hiçbir DSLR, perde açısı ayarına izin vermediği halde, kameraların bir kısmında bu ayar bulunmakta. Sözgelimi, ilk firmware ile çıkan Sony FS100 serilerinde bu ayar yerine sadece perde hızı ayarı vardı; ancak ilk firmware güncellemesi ile shutter angle ayarı kamera fonksiyonlarına dahil edildi.

Bir başka neden, fotoğraf çekmek için üretilen DSLR’larda, video çekiminin gerektirdiği bazı ek özelliklerin, maliyet, ebat ve ağırlık kısıtlamaları nedeniyle gövdeye dahil edilmemesidir. Örneğin hiçbir DSLR, 2 XLR jack taşıyacak kadar yere sahip değil! Oysa yarı profesyonel kameraların bile çoğunda XLR jacklari bulunmakta. Yine DSLR’ların çoğunda, kulaklık çıkışı bile bulunmuyor, bulunanlar ise 3.5 inçlik “amatör” çıkışlar.

Sorunlar burada bitmiyor: video kaydının gerektirdiği bant genişliği, işlemci gücü bir fotoğraf makinasının ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla olduğundan, DSLR videoları, doğru dürüst sıkıştırma algoritmaları kullanmıyorlar. Aslında kaydettiğiniz video, DSLR fotoğraf makinanızın çekebildiğinden çok daha düşük kaliteli bir video oluyor. Bunu aşmanın bir yolu, eğer makinanız buna izin veriyorsa, HDMI çıkışından sıkıştırmasız ham görüntüyü alarak, harici bir kaydedici ile kaydetmek. Tahmin edeceğiniz gibi, bu tip kaydediciler de pahalılar ve ek yük getirmek yanında, kablolar, enerji ihtiyacı gibi nedenlerle sahada kullanımı zorlaştırıyorlar. Ayrıca, fotoğraf makinası dışında video kamera da üreten üreticiler, video kamera satışlarını baltalamamak adına genelde bu tip olanakları size sağlamıyor.

DSLR’ların kullandığı hafıza kartları da, sıkıştırmasız video kaydedecek hıza sahip değiller. UHS-1 gibi standartların yaygınlaşması ve UHS-2’nin gelmesiyle bu durum değişecek olsa da, şu an kartlar bir sınır teşkil ediyor. Sözgelimi, Fs100 ve FS700′ de standart sıkıştırma protokolünden daha kaliteli kayıt yapmak istediğinizde, Sony’ nin özel konnektörlü SSD’sini almak zorunda kalıyorsunuz. Blackmagic gibi makul fiyatlı kameralar bile, bu bariyeri aşmak için SSD kullanıyorlar.

Elbette başka sebepler de var; birçok DSLR’ın, timecode destekli kayıt yapamaması gibi. Özellikle sesi, kamera üstünden direk kaydetmek yerine, profesyonel bir kayıt cihazıyla kaydettiğinizde, örneğin ses ve görüntüyü eşlemek, timecode desteği olmadan başınıza bela oluyor. (Panasonic, GH3′ e timecode desteği eklemiş)

Eksik kalan bu özellikleri DSLR’lara eklemek için çok sayıda aksesuar üretildi; ancak, bu aksesuarları satın almaya başladığınızda, bir anda, sahip olduğunuz cihazın toplam satın alma maliyetinin neredeyse profesyonel bir kameraya yaklaştığını görüyorsunuz.

Tüm kısıtlamalar, sadece teknik değiller. Birçok ülke, video kameralara fotoğraf makinalarından daha fazla vergi koymakta. Peki, video çeken fotoğraf makinasını “kameradan” ayıran ne? Yasa koyuculara göre, 30 dakikadan fazla kayıt yapabilen cihazlar video kamera sayılıyor. Bu yüzden, DSLR makinalar, sadece 30 dakika kayıt yapabiliyorlar. Elbette, Magic Lantern gibi özel firmware’lar ile, bu sınırı da aşmak olası.

Son olarak, özellikle 5D Mark II kullanıcılarının yaşadığı otomatik odaklama sorunundan bahsetmesek olmaz. DSLR fotoğraf makinaları, video çekerken ayna kalkık durumda olduğundan, ya otomatik odaklama yapamıyor, ya da ana sensör üzerinden çalışan ve genelde video koşullarında iyi performans gösteremeyen ikincil bir otomatik odaklama metoduna muhtaç kalıyorlar. Sony SLT serisi makinaların, video modundaki üstün başarısının nedeni de, sabit aynaya sahip olmalarından başka birşey değil. EVIL serisi makinalar ise, tüm otomatik odaklama işlemlerini kontrast değişimini algılayarak yapmak zorunda olduklarından yine daha şanslılar. Ancak, Sony SLT serilerinin de başka bir sorunu var: sensörü örten ayna, sensör tabanlı çalışan imaj sabitleme sistemiyle birleştiğinde, sensörün çok hızlı ısınmasına neden oluyor. Şimdiye kadar rastladığımız SLT fotoğraf makinalarının, 7-8 dakikadan uzun süre video çekebildiklerine şahit olmadık. Hızla ısının sensör, kendine zarar vermemek için makinayı kapatıyor.

Oylamak ister misin ?
DSLR Kameraların, video çekimi için yeterli olmaması?